Fark Etme Ne Demek? 5 Adımda Her Şeyi Umursamadan Fark Etmeyi Öğrenin
İzmir’de, sabahları güneşli, akşamları rüzgarlı bir havada yaşıyor olmak, insana hayatın ne kadar kısa olduğunu fark ettiriyor. Fakat, bazen hayat o kadar kısa olsa da, yine de fark etmiyoruz. Her şeyi geçiştiriyoruz. Çünkü hayatta bazen dikkatimizi verdiğimiz şeyler, çoğu zaman aslında hiçbir anlam taşımayan şeyler oluyor. Fark etme ne demek? sorusu da tam olarak burada devreye giriyor. Bazen fark etmemek, aslında çok daha keyifli olabiliyor.
Fark Etme Ne Demek? Ve Benim İçin Anlamı
Bir akşam arkadaş grubumla buluşmuştum, bir yandan kahve içip, bir yandan gündelik olayları konuşuyoruz. Klasik “bugün ne yaptın?” muhabbeti başladı.
Serkan: “Ya ben de bugün bir şey fark ettim, hayat gerçekten çok hızlı geçiyor.”
Ben: “Aynen öyle, fark etmiyor musun? Bu hayatı gerçekten fark ettiğimizde zaten her şey bitti!”
Serkan: “Hı? Ne demek istiyorsun?”
Ben: “Bak, şu an fark ettiğini düşündüğün her şeyi ben zaten geçen hafta fark ettim! Ama önemli olan fark ettiğinde o şeyin sana nasıl bir katkı sağladığı. Mesela, ben bazen arkadaşlarımın saçı ne kadar uzun olduğunu fark ediyorum, ama sonra ‘Ne yapayım, saç mı yiyeyim?’ deyip devam ediyorum.”
Serkan tabii ki ne dediğimi anlamadı. Fark etme, işte tam olarak bu! Hani bazen “Fark etmedim” dediğimizde, aslında fark etmişizdir ama kafamızda o kadar çok şey dönüyordur ki, o an birazcık şu anı kaçırmış olabiliriz. Hadi biraz daha açalım, yoksa işler karışacak.
Fark Etmeyi Bilmek: Gözleriniz Nereye Dönüyor?
Bir sabah, en sevdiğim kafeye gitmek için evden çıktım. O kadar uykusuzdum ki, gözlerimi açmak bir işkence gibiydi. Adımımı attım, telefonum cebimde, kafamda hala uykusuzluk var. Bir adım attım, bir adım daha… ve birden, bunu fark ettim. Evet, bu cümleyi “fark etmek” anlamında kullanıyorum. Yani, gözlerim fark etti ama kafam hiç fark etmedi.
Birisi bana selam verdi.
“Günaydın!”
Ben (iç ses): “Evet, güne başlıyorum. Bu kadar uyumazsan zaten günaydın dersin!”
Kafam: “Ne kadar minik bir hareket bu ya… Bu kişi hiç de tanımadığım biri… Neden selam veriyor, acaba beni gerçekten tanıyor mu? Belki de benden bir şey istiyordur.”
O an fark ettiğim şey, o kişinin sadece normal bir selamlaşma yaptığını fark etmemiş olmamdı! Kafamda, selamın ardındaki derin anlamları çözmeye çalışırken, aslında çok basit bir şey fark etmiştim. Ama biz, bazen kendimizi “fark etme” tuzağına düşüyoruz, ve her şeyin çok karmaşık olduğunu düşünüyoruz. Oysa, bazen her şey çok basit.
Fark Etme ve Fark Etmeme: Hangi Kapanı Seçersiniz?
Hadi biraz da fark etmeme meselesine değinelim. Çünkü bazen fark etmemenin keyfi bambaşka olabiliyor. Günlük hayatımda, bu iki arasında gidip geliyorum. Mesela, Çankaya’da yürürken, her gün gördüğüm o eski kafeyi fark etmiyorum. Ama bir sabah, sadece canım kahve çektiği için oraya gitmek istiyorum. Hemen içeri girdiğimde, içeride o kadar yoğun bir sessizlik vardı ki, bir an her şeyi fark ettim. O kadar fazla şeyi fark ettim ki, kafede oturmanın bile gereksiz olduğuna karar verdim.
Kafedeki garson: “Ne alırsınız?”
Ben: “Bir cappuccino lütfen.”
İç ses: “Haa, cappuccino da aslında Türk kahvesinden çok daha entelektüel bir seçim ya. Bir de garsona bir şey anlatmam gerekebilir, sanki onun da dikkatini çektim. Belki ‘Neden bu kadar sessiz?’ diye sorarım… Tamam, boş ver…”
Garson: “Bu hafta çok yoğunuz, sabahları hep aynı yüzleri görüyorum.”
Ben (içten içe): “Aaa, o da fark etti, demek ki bir çeşit sesli görünürlük kuralları var.”
İşte bazen fark etmek, sizi gereksiz yere düşündürtebilir. Fark etmeme rahatlığı, ne kadar kafanızı karıştıran şeyler varsa, onları bir kenara bırakmanıza olanak tanır. Ve bazen fark etmemek, hayatı olduğu gibi kabullenmenizi sağlar. Tıpkı, o kafenin o günki sessizliğini fark etmeyip, her şeyi olduğu gibi kabul etmek gibi.
Bir Gün “Fark Etme” Yeter Mi?
Bir sabah arkadaşım Ali ile buluştum. İşte o anlarda fark etme ne demek? sorusunu düşündüm. Ali de “Fark ettim” dediğinde ben de aynen şöyle bir cevap verdim:
Ali: “Ya bir şey fark ettim, sabahları kahve içmemek bütün günümü etkiliyor. Neden hep sabahları içiyorum ki?”
Ben: “Bence fark ettiğin şey şu, kahve senin sabah rutininin bir parçası. Ama önemli olan, kahveyi içmemenin farkını fark etmemek. Her şeyde fark etme tuzağı var işte. Biz bir şeyleri fark etmeden, zaten geçiyoruz!”
Gün boyu bu fark etme meselesi üzerine düşündüm. O kadar çok şeye dikkat ediyorum ki, sonunda hiçbir şeyin aslında o kadar da önemli olmadığını fark ettim. Fark etme dediğimiz şey, her zaman kolayca ulaşılabilen bir bilgi değil. Hatta bazen fark etmek, çok daha derin bir soruya götürüyor: “Fark ettik mi gerçekten?”
Sonuç: Fark Etmenin Zihinsel Tuzağı
Bir gün fark ettiğimde, fark ettiğimi fark ettiğim şeylerden bir tanesi de şuydu: Fark etme aslında sadece bir karar. Hangi açıdan bakmak istediğine karar veriyorsun. Eğer her şeyin farkına vararak yaşarsan, hayat bir günlüğüne bile olsa senin için karmaşık olabilir. Ancak bazen, her şeyin ne kadar basit olduğunu fark ettiğinde, hayat o kadar güzel ve keyifli olabiliyor ki!
Fark etme meselesi tam olarak böyle. Fark ettiğinde, düşündükçe daha çok karmaşıklaşabilir, ama fark etmeyip geçirdiğinde de çok daha rahat olursun. İzmir’deki o kafenin sessizliğini fark ettiğimde bir daha asla oraya gitmedim, ama bir gün fark etmemiş olsaydım, belki de hayatımın en huzurlu kahvesini içmeye devam edebilirdim.
İşte fark etme ne demek? Bazen fazla düşünmek, her şeyi fark etmek, kaybolmak demek. Bazı şeyler fark edilmeden güzel, bazıları fark edildikçe daha da karmaşıklaşıyor. Gerisi size kalmış!